Kasko Sigortasında Alkol Teminat Dışı Haline İlişkin Yargıtay’ın “Münhasıran Alkol” Kriterinin Eleştirisi
- Av. M. Emin İNCİ

- 3 dakika önce
- 6 dakikada okunur
Kasko sigortasında alkollü araç kullanımı, uygulamada en çok tartışılan teminat dışı kalma sebeplerinden biridir. Özellikle sürücünün yasal sınırın üzerinde alkollü olduğu trafik kazalarında, sigorta şirketlerinin hasar ödemesinden sorumlu olup olmadığı meselesi uzun süredir yargı kararlarına konu olmaktadır.
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, sürücünün alkollü olması tek başına kasko hasarının teminat dışında kalması için yeterli görülmemektedir. Yargıtay, zararın teminat dışında kabul edilebilmesi için kazanın salt veya münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiğinin ispatlanması gerektiğini kabul etmektedir. Bu yaklaşım, özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında ve kapatılan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yerleşik içtihatlarında açık biçimde görülmektedir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkol oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, kazanın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması gerektiği benimsenmektedir. (YHGK 23/10/2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 07/04/2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 02/03/2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14/12/2005 gün ve 2005/11-624-713; YHGK 10/12/2014 gün ve 2013/17-1199 E. 2014/1018 K. sayılı ilamları).
Ancak kanaatimizce bu yaklaşım, kasko sigortasının niteliği, sigorta tekniği, riziko değerlendirmesi ve teminat dışı hal düzenlemelerinin amacı bakımından tartışmaya açıktır.

Kasko sigortasında alkol teminat dışı halinin amacı nedir?
Kasko sigortası, sigortalı aracın uğrayacağı maddi zararları güvence altına alan bir mal sigortası türüdür. Ancak bu güvence sınırsız değildir. Poliçe ve genel şartlarda bazı haller teminat dışında bırakılmıştır.
Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nda, belirli hallerde meydana gelen zararların teminat dışında olduğu düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler arasında, aracın uyuşturucu madde veya Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla alkol almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararlar da yer almaktadır.
Kasko Sigortası Genel Şartları'nda bu husus: "Aracın, uyuşturucu madde veya Karayolları Trafik Yönetmeliğinde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar" şeklinde düzenlenmiştir. Yani taraflar arasında karşılıklı rıza ile düzenlenen mal poliçesinde teminat dışı kalan hal kazanın alkolün etkisi ile meydana gelmesi değil sürücünün alkollü yahut uyuşturucu madde etkisinde olması halidir.
Bu hükmün amacı, yalnızca gerçekleşmiş zararı değil, rizikonun ağırlaştırılmasını da dikkate almaktır. Zira alkollü araç kullanımı, trafik güvenliğini doğrudan etkileyen ve kazanın meydana gelme ihtimalini artıran ağır bir risk davranışıdır. Kaldı ki; bu düzenleme ile, sigorta şirketi yönünden ilgili sigorta poliçesini düzenlerken kazaların meydana gelmesinde en önemli etkenlerden birisi olan alkollü araç kullanımını teminat altına almak istememekte ve alkollü araç kullanan kişinin kullanmış olduğu aracın uğrayacağı zararlar teminat dışında bırakılmaktadır. Salt kazada alkol dışında tali bazı unsurların veya karşı tarafın sınırlı kusurunun da bulunması nedeniyle, yasal sınırın üzerinde alkollü ve kazanın meydana gelmesinde kusurlu olan sürücünün kasko teminatından yararlandırılması; sigorta tekniği, teminat dışı hal düzenlemesinin amacı ve trafik güvenliği bakımından tartışmaya açıktır.
Bu nedenle mesele yalnızca şu soruya indirgenmemelidir:
“Kaza tamamen alkol nedeniyle mi meydana geldi?”
Asıl sorulması gereken soru şudur:
“Sigortalı, poliçe ile güvence altına alınan rizikoyu, sigortacının üstlenmesi beklenemeyecek ölçüde ağırlaştırmış mıdır?”
Kanaatimizce yasal sınırın üzerinde alkollü araç kullanılması, özellikle kasko sigortası bakımından başlı başına ciddi bir riziko ağırlaşmasıdır.
Yargıtay’ın “münhasıran alkolün etkisi” yaklaşımı
Yargıtay kararlarında genel olarak şu kabul edilmektedir:
Sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışında kalması sonucunu doğurmaz. Hasarın teminat dışı kabul edilebilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt/münhasıran alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekir. Bu hususun ispat yükünün de sigortacıda olduğu belirtilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetime elverişli bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğini; yalnızca alkol tespitinin veya yalnızca kusur raporunun bu konuda yeterli olmayacağını kabul etmektedir.
Genel Şartlarda "münhasıran aracın istiap haddinin aşılmasından kaynaklanan zararlar"ın teminat dışında kaldığı açıkça düzenlenmişken alkole ilişkin böyle bir düzenleme bulunmamaktadır
Yargıtay’ın mevcut yaklaşımı, Genel Şartlarda yalnızca istiap haddi aşımı bakımından öngörülen “münhasıran kaynaklanma” şartını, alkollü araç kullanımına ilişkin teminat dışı hale de kıyasen uygulamakta; böylece düzenlemede açıkça yer almayan ek bir ispat şartı yaratmaktadır.
Halbuki Kasko Sigortası Genel Şartları'nın 5.8. maddesinde düzenlenen istiap haddi aşımı için "Aracın ruhsatında belirtilen taşıma haddinden fazla yük ve yolcu taşıması sırasında meydana gelen ve münhasıran aracın istiap haddinin aşılmasından kaynaklanan zararlar" düzenlemesi yapılmış ve istiap haddi aşılsa dahi teminat dışı bir hal olarak kabul edilebilmesi için kazanın meydana gelişi ile istiap haddi aşımı arasında illiyet bağı bulunması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.
TBK'nın Genel İşlem Koşulları'nın yorumlanmasına ilişkin 23. maddesinde "Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır." hükmü düzenlenmiştir.
TBK m. 23 uyarınca genel işlem koşullarında yer alan açık olmayan veya birden çok anlama gelen hükümler düzenleyenin aleyhine yorumlanır. Ancak kanaatimizce somut düzenleme bakımından yorum ihtiyacını doğuran bir belirsizlik bulunmamaktadır. Zira Genel Şartlar, istiap haddinin aşılması bakımından açıkça “münhasıran” ibaresine yer verirken, alkollü araç kullanımına ilişkin teminat dışı hal bakımından böyle bir şart öngörmemiştir. Bu nedenle, alkol teminat dışı hali yönünden Genel Şartlarda yer almayan “münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelme” şartının yorum yoluyla aranması, düzenlemenin lafzını daraltan ve teminat dışı halin uygulanmasını fiilen güçleştiren bir sonuç doğurmaktadır.
“Münhasıran alkol” şartı ispatı neredeyse imkânsız hale getirmektedir
Kaza, çoğu zaman tek bir nedenden doğmaz. Yol durumu, hava şartları, hız, reaksiyon süresi, fren mesafesi, karşı aracın davranışı, görüş mesafesi ve sürücünün dikkati gibi birçok unsur birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle bir kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiğini ispatlamak, pratikte oldukça güçtür. Çünkü hemen her kazada alkole eklenebilecek başka bir faktör bulunabilir.
Örneğin:
yol ıslaktır,
viraj keskindir,
başka araç ani manevra yapmıştır,
sürücü hız limitini aşmıştır,
takip mesafesi korunmamıştır,
yol aydınlatması yetersizdir.
Bu faktörlerden herhangi biri bulunduğunda, kazanın artık “münhasıran” alkolün etkisiyle meydana geldiği söylenemeyecektir. Böylece alkol teminat dışı halinin uygulama alanı son derece daralacaktır.
Kanaatimizce bu sonuç, teminat dışı hal düzenlemesinin amacına uygun değildir.
Alkolün “tek sebep” olması değil, rizikoyu ağırlaştırması esas alınmalıdır.
Kasko sigortasında asıl mesele, alkolün kazanın tek sebebi olup olmadığı değil; sigortalının davranışının sigortacının üstlendiği rizikoyu ağırlaştırıp ağırlaştırmadığıdır.
Yasal sınırın üzerinde alkollü araç kullanan sürücü;
dikkat ve algılama yeteneğini zayıflatır,
reaksiyon süresini uzatır,
hız ve mesafe değerlendirmesini bozar,
tehlikeyi fark etme ve önleme kabiliyetini azaltır,
kazanın meydana gelme ihtimalini artırır.
Bu etkiler, alkolün trafik güvenliği üzerindeki bilinen sonuçlarıdır. Dolayısıyla sürücünün yasal sınırın üzerinde alkollü olması halinde, kazanın oluşumunda alkolün hiçbir etkisinin bulunmadığını kabul etmek istisnai olmalıdır.
Yargıtay’ın “münhasıran alkolün etkisi” kriteri ise bu ilişkiyi tersine çevirmektedir. Bu yaklaşıma göre sigortacı, sadece sürücünün alkollü olduğunu ve kusurlu bulunduğunu değil, kazanın başka hiçbir unsurdan etkilenmeksizin yalnızca alkol nedeniyle meydana geldiğini de ispatlamak zorunda kalmaktadır.
Bu ise sigorta şirketleri açısından son derece ağır bir ispat yüküdür.
Teminat Dışı Halin Dar Yorumlanması ile Sigorta Tekniği Arasında Denge Kurulmalıdır.
Elbette teminat dışı haller dar yorumlanmalıdır. Sigortalının sırf alkollü olması, kazada hiçbir kusuru bulunmadığı açık olan durumlarda sigortacının sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmamalıdır.
Ancak dar yorum ilkesi, genel şartlarda yer almayan yeni bir sınırlamanın sigortacı aleyhine ihdas edilmesi anlamına gelmemelidir. Teminat dışı halin kapsamı belirlenirken düzenlemenin lafzı, amacı ve sigorta tekniği birlikte değerlendirilmelidir. Alkollü araç kullanımına ilişkin hükümde, istiap haddine ilişkin düzenlemeden farklı olarak “münhasıran” ibaresine yer verilmemiş olması, kanımızca bilinçli bir tercihtir. Bu nedenle dar yorum ilkesi, alkol teminat dışı halini ancak kazanın tek sebebinin alkol olduğu durumlarla sınırlayacak şekilde uygulanmamalıdır.
Örneğin kırmızı ışıkta bekleyen sigortalı araca arkadan çarpılmışsa ve sigortalı sürücünün kazayı önleme imkânı yoksa, sadece alkol tespiti nedeniyle kasko hasarının reddedilmesi hakkaniyetli olmayabilir.
Ancak bunun tam tersi durumda, yani sigortalı sürücünün alkollü, kusurlu ve kazaya sebebiyet veren tarafta olduğu olaylarda, sigortacının ayrıca kazanın yalnızca alkol nedeniyle meydana geldiğini ispatlamaya zorlanması da hakkaniyetli değildir.
Bu nedenle iki uç yaklaşım da sorunludur:
“Sürücü alkollüyse her durumda teminat dışıdır” yaklaşımı fazla serttir.
“Kaza münhasıran alkol nedeniyle meydana gelmemişse teminat içidir” yaklaşımı ise fazla daraltıcıdır.
Kanaatimizce doğru denge, alkolün kazanın oluşumunda etkili, ağırlaştırıcı ve uygun illiyet bağı içinde yer alan bir faktör olup olmadığının araştırılmasıdır.
Sigorta Şirketleri Bakımından Uygulamadaki Sorun
Yargıtay’ın mevcut yaklaşımı, sigorta şirketleri açısından şu uygulama sorunlarını doğurmaktadır:
Birincisi, alkol teminat dışı halinin ispatı neredeyse sadece bilirkişi raporuna bağımlı hale gelmektedir. Bilirkişi “kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiği kesin olarak söylenemez” dediğinde, sürücü yüksek promilde alkollü ve asli kusurlu olsa bile teminat dışı hal savunması zayıflamaktadır.
İkincisi, kaza sonrası deliller çoğu zaman sınırlıdır. Olay yeri krokisi, alkol raporu, kaza tespit tutanağı ve fotoğraflar dışında, sürücünün reaksiyon kabiliyetini somut olarak ölçen veri bulunmamaktadır. Buna rağmen sigortacıdan alkolün kazanın tek sebebi olduğunu ispatlaması beklenmektedir.
Üçüncüsü, bu yaklaşım kötüye kullanıma açık bir alan yaratmaktadır. Zira alkollü sürücü, kazada başka herhangi bir unsurun da etkili olduğunu ileri sürerek teminat dışı halin uygulanmasını engelleyebilir.
Oysa kasko sigortası, sigortalının ağır riskli davranışlarını sınırsız şekilde güvence altına alan bir sistem değildir.
Sonuç
Yargıtay’ın “sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışında kalması için yeterli değildir” yönündeki yaklaşımı, kusursuz veya kazaya etkisi bulunmayan sigortalı bakımından hakkaniyetli sonuçlar doğurabilir.
Yargıtay’ın mevcut yaklaşımı, Genel Şartlarda yalnızca istiap haddi aşımı bakımından öngörülen “münhasıran kaynaklanma” şartını, alkollü araç kullanımına ilişkin teminat dışı hale de kıyasen uygulamakta; böylece düzenlemede açıkça yer almayan ek bir ispat şartı yaratmaktadır.
Ancak bu yaklaşımın “kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmesi” şeklinde çok dar ve katı bir ölçüte bağlanması, kanaatimizce kasko sigortasının niteliği ve teminat dışı hal düzenlemesinin amacıyla tam olarak örtüşmemektedir.
Kasko sigortasında alkol teminat dışı halinin uygulanabilmesi için alkolün kazanın tek ve mutlak sebebi olduğunun aranması yerine, alkolün kazanın meydana gelmesinde etkili, belirleyici veya rizikoyu ağırlaştırıcı bir unsur olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Aksi halde, yasal sınırın üzerinde alkollü araç kullanan, kazada kusurlu bulunan ve sigortacının üstlendiği rizikoyu açıkça ağırlaştıran sürücünün, sırf kazada başka tali faktörler de bulunduğu gerekçesiyle kasko teminatından yararlanması sonucu doğabilir. Bu ise sigorta tekniği, hakkaniyet ve teminat dışı hal düzenlemelerinin amacı bakımından tartışmalıdır.
Kanaatimizce daha isabetli yaklaşım; kazanın meydana gelmesinde hiçbir etkisi bulunmayan, tamamen kusursuz sigortalılar bakımından sırf alkol tespitine dayanılarak teminat dışı hal uygulanmaması; buna karşılık yasal sınırın üzerinde alkollü olan ve kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunan sürücüler bakımından, ayrıca kazanın yalnızca ve münhasıran alkol nedeniyle gerçekleştiğinin aranmayarak hasarın teminat dışında değerlendirilmesidir.



Yorumlar