top of page

Fon Mağdurları Tazminat Davası: SPK’nın Hizmet Kusuru - İdarenin Hizmet Kusuruna Dayalı Tazminat Davası

Yazarın fotoğrafı: Av. M. Emin İNCİ
Av. M. Emin İNCİ
12 dakika önce
5 dakikada okunur

Av. Muhammed Emin İnci | Angora Hukuk & Danışmanlık Değerlendirme tarihi: 2 Kasım 2026


Yatırım fonlarının tasfiyesiyle birlikte birikimlerine ulaşamayan yatırımcıların önemli bir bölümü, tartışmaların PBLK kayıtları üzerinde yoğunlaşması nedeniyle kendilerinin hangi hukuki yollara başvurabileceğini sorgulamaktadır. Oysa satış talimatına bağlı blokaj kaydı bulunmaması, yatırımcının idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan zararını talep etmesini tek başına engellemez.


PBLK kaydı olmadan tasfiye sürecinde kalan yatırımcı bakımından temel mesele; fonun neden zarara uğradığı, bu zararın hangi aşamada önlenebilir olduğu ve yetkili idarenin gözetim veya denetim görevini gereği gibi yerine getirip getirmediğidir. Somut bir denetim eksikliği ile yatırımcının zararı arasında uygun nedensellik bağı kurulabiliyorsa, idari yargıda tam yargı davası değerlendirilmelidir. Bununla birlikte tasfiye kararı, tek başına idarenin kusurunu veya bütün yatırım tutarından sorumluluğunu kanıtlamaz.


Fon Mağdurları Tazminat Davası: SPK’nın Hizmet Kusuru


PBLK kaydı bulunmaması neden dava hakkını ortadan kaldırmaz? Fon Mağdurları Tazminat Davası: SPK’nın Hizmet Kusuru



PBLK tartışması, satış talimatı verilmiş fakat tamamlanmamış işlemlerin hukuki konumuyla ilgilidir. SPK’nın 22 Ekim 2026 tarihli açıklaması da bu yatırımcıların tasfiye içindeki durumuna ilişkindir. Hesabında böyle bir kayıt bulunmayan yatırımcının denetim kusuru iddiası ise ayrı bir hukuki temele dayanır.[1]


Örneğin yatırımcı, fon varlıklarının mevzuata aykırı işlemlerle azaltıldığını ve yetkili idarenin zamanında kullanması gereken denetim araçlarını kullanmadığını ileri sürebilir. Bu iddianın incelenmesinde satış emri verilip verilmediği tek belirleyici unsur değildir. Yatırımın tarihi, zarara yol açan işlemler, idarenin bilgi sahibi olduğu veya olması gereken dönem ve alınabilecek önlemler birlikte değerlendirilir.


Dolayısıyla PBLK kaydı olmayan yatırımcının hukuki durumu, yalnızca tasfiye sonunda ne kadar ödeme alacağı sorusuna indirgenemez. Ancak idareye yöneltilecek talebin, yatırımcının kendi hesap hareketlerine ve somut zararına dayanması gerekir. Fon Mağdurları Tazminat Davası: SPK’nın Hizmet Kusuru

Medyaya yansıyan gelişmeler denetim sorumluluğu açısından ne gösteriyor?


Habertürk’ün 22 Eylül 2026 tarihli kronoloji haberinde, 15 Eylül’de ortaya çıkan ödeme sorunlarının ardından 16 Eylül’de başka fonlarda temerrüt yaşandığı, 17 Eylül’de ise SPK’nın işlem durdurma ve tasfiye kararlarının geldiği aktarılmıştır. Bu kronoloji, dava hazırlığında incelenmesi gereken temel soruyu ortaya koymaktadır: Riskler ilk kez ödeme yapılamadığı gün mü görünür hâle gelmiştir, yoksa daha önce denetimle tespit edilebilecek işaretler mevcut mudur?[2]


Bloomberg HT’nin 17 Eylül 2026 tarihli haberinde aktarılan Finansal İstikrar Komitesi açıklamasında, gelişmeler bazı portföy yönetim şirketleri bünyesindeki fonların kredi ve likidite sorunlarıyla ilişkilendirilmiştir. Bu açıklama, zarar nedenlerinin her fon için ayrıca araştırılması gerektiğini göstermektedir; tek başına idari kusur tespiti değildir.[3]


CNBC-e’nin 30 Eylül 2026 tarihli haberinde ise Devlet Denetleme Kurulunun görevlendirildiği ve SPK ile Borsa İstanbul dâhil ilgili kurumlardaki işlem ve denetim kayıtlarının inceleneceği bildirilmiştir. Haberin hukuki önemi, denetim sürecine ait belgelerin araştırılması gereğine işaret etmesidir. İnceleme başlatılması, ihmalin veya sorumluluğun kesinleştiği anlamına gelmez.[4]


Bu haberler, olayların zaman çizelgesini oluşturmak ve istenecek belgeleri belirlemek için kullanılabilir. Buna karşılık haberde yer alan iddiaları kesinleşmiş yargı kararı gibi sunmak doğru değildir. Dava bakımından asıl belirleyici olan; resmî kayıtlar, fon raporları, denetim belgeleri ve gerektiğinde bilirkişi incelemesidir.


İdarenin hizmet kusuruna dayalı sorumluluğunun temeli

Anayasa’nın 125. maddesi, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Sermaye piyasasında kamu otoritesinin üstlendiği gözetim ve denetim görevlerinin gereği gibi yerine getirilmemesi de somut olayın koşullarına göre bu sorumluluk kapsamında değerlendirilebilir.[5]


Hizmet kusuru iddiasının kurulabilmesi için yalnızca “Devlet denetliyordu, bu nedenle paramı ödemelidir” demek yeterli değildir. İdarenin hangi görevi yerine getirmediği veya geç yerine getirdiği açıklanmalıdır. Ardından bu eksikliğin yatırımcı zararına nasıl yol açtığı gösterilmelidir.

Fonun SPK düzenlemelerine tabi olması, yatırımın anaparası veya getirisi için devlet garantisi oluşturmaz. Buna karşılık yatırımın risk taşıması da mevzuata aykırılıkların denetlenmesine ilişkin kamusal görevleri ortadan kaldırmaz. Hukuki inceleme, olağan yatırım riskiyle denetim eksikliğinden doğduğu ileri sürülen kaybı birbirinden ayırmalıdır.


Hangi hususlar hizmet kusuru iddiasını somutlaştırabilir?


Aşağıdaki başlıklar, gerçekleştiği peşinen kabul edilen ihlaller değil, dosya bazında araştırılması gereken olası dava dayanaklarıdır:


  • Bilinen risklere rağmen müdahale edilmemesi: Önceki şikâyetlerin, denetim bulgularının veya bildirimlerin belirli bir riski ortaya koymasına rağmen gerekli işlemlerin yapılmaması.

  • Fon işlemlerindeki aykırılıkların zamanında ele alınmaması: Portföy sınırlamaları, değerleme veya ilişkili işlemler konusunda tespit edilebilir ihlaller bulunduğu hâlde yetkili idarenin gerekli önlemleri almaması.

  • Kamuyu aydınlatma eksikliklerine müdahale edilmemesi: Yanlış veya eksik bilgilerin yatırım kararlarını etkilediğinin ve idarenin bu duruma karşı görevini yerine getirmediğinin ortaya konulması.

  • Tasfiye aşamasında ayrıca zarar doğurulması: Varlıkların korunması, değerleme veya ödeme sürecindeki somut hukuka aykırılıkların yatırımcının kaybını artırması.


Bu başlıkların her birinde, ilgili tarihte yürürlükte bulunan yükümlülük ve idarenin kullanabileceği yetki belirlenmelidir. Portföy yöneticisinin veya saklama kuruluşunun kusuru doğrudan SPK’ya yüklenemez. İdarenin kendi davranışı ayrıca ortaya konulmalıdır.


Örneğin belirli bir aykırılığın denetim raporuyla saptandığı, buna rağmen müdahale edilmediği ve bu tarihten sonra fon varlıklarının azalmaya devam ettiği belgelenebilirse, gecikmeyle bağlantılı ek zarar araştırılabilir. Ancak bu örnekte dahi zarar tutarı otomatik olarak yatırımcının hesabında görünen son fon değeri değildir.


Danıştay kararları: Kusur iddiası kadar nedensellik bağı da önemlidir


Danıştay 13. Dairesinin E.2024/356, K.2024/1861 sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, SPK işleminin iptal edilmiş olması tazminat için yeterli görülmemiş; ileri sürülen zarar ile idari işlem arasında uygun illiyet bağı bulunmaması nedeniyle verilen ret kararı onanmıştır. Bu karar, idari işlemin hukuka aykırılığının yanında zararın o işlemden kaynaklandığının da gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.[6]


Aynı Dairenin E.2019/1486, K.2024/864 sayılı kararına konu foreks uyuşmazlığında da düzenleme ve denetim eksikliği iddiaları incelenmiştir. Kararın esas yönünden yaklaşımı, yatırım kaybının tek başına idarenin hizmet kusurunu kanıtlamadığına işaret etmektedir.[7]


Bu kararlar 2026 yılındaki fon tasfiyeleri hakkında verilmiş kararlar değildir. Ancak dava hazırlığı açısından önemlidir: Genel mağduriyet anlatımı yerine, belirli denetim yükümlülüğünün ihlali ile belirli zarar kalemi arasındaki bağ kurulmalıdır. Nitelikli yatırımcı olmak veya risk bildirimini imzalamış bulunmak da dosyada değerlendirilecek unsurlardır; bunların etkisi somut olaydan bağımsız belirlenemez.


Yeni tasfiye düzenlemesi tazminat talebini nasıl etkiler?


27 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7596 sayılı Kanun, 17 Eylül 2026 kararlarıyla tasfiyeye alınan ve yayım tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış fonlar için özel hükümler getirmiştir. Kanun, ara ödeme, geri kazanım ve fon zararından sorumluluk mekanizmalarını düzenlemektedir. Bu nedenle her yatırımcının fonunun kapsamda olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.[8][9]


Hukuki değerlendirmemize göre bu düzenlemenin varlığı, idarenin kendi hizmet kusurundan doğduğu ileri sürülen zarar bakımından anayasal sorumluluk incelemesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte dava, özel tasfiye hükümleri ve fiilen alınan ödemeler dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Aynı zarar iki defa tahsil edilemez; Kanun da nihai ödemede önceki tahsilatların mahsubunu öngörmektedir.[8]


Tasfiye henüz tamamlanmamışsa, tahsil edilemeyen anapara zararının ne ölçüde kesinleştiği tartışılabilir. Bu nedenle “tasfiye bitmeden hiçbir başvuru yapılamaz” veya “tasfiyeyi beklemeden bütün tutar kesinlikle alınır” şeklindeki genellemeler doğru değildir. Sürelerin korunması ile zararın ispatı birlikte planlanmalıdır.


Başvuru ve dava süreleri neden hemen incelenmelidir?


İdari eylem veya ihmalden kaynaklanan zarar iddiasında İYUK’un 13. maddesi uyarınca, öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvuru kuralı gündeme gelir. Talebin reddi veya otuz gün cevapsız bırakılması sonrasında dava süresi ayrıca takip edilmelidir. İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gündür.[10]


Buna karşılık zarar belirli bir idari işlemden kaynaklanıyorsa İYUK’un 12. maddesi ve işlemle bağlantılı süreler değerlendirilmelidir. Bütün fon yatırımcıları için tek bir başlangıç tarihi belirlemek mümkün değildir. Öğrenme tarihi, bildirimin içeriği, talebin dayanağı ve zararın ortaya çıkışı dosyaya göre incelenir.[10]


Tasfiye sürecinin veya ceza soruşturmasının devam etmesi, idari başvuru ve dava sürelerini kendiliğinden durduran genel bir neden olarak kabul edilmemelidir. Yalnızca bilgi istemeye yönelik bir dilekçenin de gerekli tazminat başvurusunun yerine geçtiği varsayılmamalıdır.


Yatırımcı hangi belgeleri hazırlamalıdır?


İlk değerlendirme için fonun tam adı ve kodu, alım tarihleri, yatırılan ve çekilen tutarlar, banka veya aracı kurum hesap ekstreleri, MKK kayıtları ve varsa satış talimatları hazırlanmalıdır. Fonun bilgilendirme belgeleri, KAP açıklamaları, yatırımcıya gönderilen bildirimler, önceki şikâyetler ve alınan ara ödemeler de dosyaya eklenmelidir.


Denetim raporları ve kurumlar arası yazışmaların yatırımcının elinde bulunmaması olağandır. Ancak bu durum, dava dilekçesinde belirsiz biçimde bütün kayıtların istenmesini yeterli kılmaz. Hangi dönemdeki hangi belgenin, hangi kusur iddiasını ve zarar bağlantısını açıklayacağı gösterilmelidir.


PBLK kaydı bulunmayan ve tasfiye sürecinde birikimlerine ulaşamayan yatırımcı açısından hukuki yol, hesap kayıtlarının incelenmesi, idarenin somut yükümlülüğünün belirlenmesi ve zararın bu yükümlülüğün ihlaliyle ilişkilendirilmesinden geçer. Başvurunun yöneltileceği idare, görevli ve yetkili mahkeme, süreler ve talep tutarı bu inceleme sonunda belirlenmelidir. Tasfiye tahsilatı, özel hukuk talepleri ve idari sorumluluk aynı dosya stratejisi içinde, mükerrer tahsilata yol açmadan ele alınmalıdır.


Kaynaklar

 
 
 

Yorumlar


bottom of page